Eğitim ve öğretime doğru pencereden bakmak

0
321

Yüreğinde ve benliğinde sevgiyi yaşamayan ve çevresine yaşatmayan insanlar, nitelikleri ne olursa olsun, gerçek bir eğitimci olamazlar. Türk Milli Eğitim sisteminde öğretmenin öğretimdeki fonksiyonu ve psikolojik bakış açısı ne yazık ki her geçen gün biraz daha azalmaktadır. Bunu iki temel nedene dayandırabiliriz.

1 – Değerlerin kaybı,

2 – Okullardaki işletme mantığının, eğitim mantığının önüne geçmesi.

Kuruluşundan bugüne kadar ülkemizde,  Milli Eğitim’de yaşanan olaylara bağlı olarak bir bilgi birikimi oluşmuştur. Bu bilgi birikimi de eğitim ve öğretimdeki kültürümüzü oluşturmaktadır. Böylesine bir zenginliği unutup yok saymak, geleceğimizi hazırlarken bu zenginliklerden faydalanamamak beni son derece üzmektedir. Uygulanan sistemler sonunda yaşanan değerler kaybı, yaşamımızın hemen hemen her alanında kalite kaybı olarak ortaya çıkmaktadır. Kişilerin “BEN” merkezli düşünce tarzı nedeniyle dış dünyaya ve sosyal olaylara duyarsız kalması, sözü edilen değerler kaybının en önemli faktörüdür. İnsanlar, Bio- Psikososyal bir varlık olarak değerlendirilmelidir. Fizyolojik bir varlık olarak değil…

Böyle düşünülmezse toplumumuzdaki değerler kaybı çok daha yüksek bir noktaya ulaşacak, toplumumuzda manevi anlamda çöküşler başlayacaktır. Eğitim – öğretim yapan kurumlarımızın işletme mantığının, bir atölye ya da fabrika işletme mantığı gibi düşünülmesi, ülkemizdeki felsefesiz endüstrileşmenin bir sonucudur.  Eğitim – öğretim sektörü dışındaki sektörlerin ortak özelliği bir maddesel ürün ortaya çıkarmaktır.  Oysa,  eğitim ve öğretimdeki ürün düşünseldir. Yani buradaki amaç; insanın düşüncesinin eğitimidir. Eğitim – öğretim dışındaki işletmelerde temel düşünce sistemi, mümkün olduğu kadar makineleştirerek mümkün olan en kısa sürede, en çok sayıda ürün vermek;  mümkün olan minimum harcama ile maksimum kaliteyi yakalamak ve olabilecek en yüksek karı elde etmek düşüncesi üzerine kurulmuştur. Eğitimdeki gerçek düşünce ise, ürünün bir madde değil insan olmasıdır. Bu nedenle eğitimde vazgeçilmez temel doğrulardan en önemlisi;  doğru, güzel, huzurlu, bilgili, sosyal ve toplumsal ilişkilerin eğitimini almış, insan gibi insan yetiştirmektir. Bu insan gibi insanlar da aynı ölçüde donanımlı bireyler yetiştirecektir.

Biliyorsunuz ki eğitim, bir süreçler bütünüdür. Bu süreç kendi içinde ve kendi karakteristik yapısına göre işler. Asla sıkıştırmaya gelmez. Süreçler ve molalar sağlıklı bir şekilde birbirlerini tamamlamadan değerler birtakım ölçümlere tabii tutulursa, elde edilen sayısal veriler sağlıklı olmaz. Bu da zamanla, bir araç olması gereken ölçme-değerlendirmeyi amaç haline getirecektir. Sonuç olarak eğitilen insan da,  amaç olması gerekirken bir araç olacaktır.

Oysa eğitimde amaç, sayılardan çok kaliteye endeksli olmalıdır.. Eğitimde ürünün kalitesinin anlaşılması,  ne fabrikadaki hareketli bandın uzunluğu kadar kısa yolculukla ne de laboratuarlardaki işlemler kadar az bir süreçle anlaşılır. Ayrıca eğitimde minimum çaba ile maksimum verim elde edilmez. Ham maddeye bağlı olarak,  maksimum çaba ile maksimum veriler elde edilir. Kısacası eğitimdeki kar değerlidir, bu değerler süreç tamamlandıktan sonra bireye, topluma ve ülkelere asıl karı getirecektir.

Değerli Okuyucular; eğitim-öğretim ile ilgili sayfalar dolusu bilgi aktarmak mümkündür; ancak zamanı da düşünerek eğitim ve öğretimde yaşanan iki temel yanlışa dikkatinizi çekmek ve bilgilerimi sizlerle paylaşmak istedim. Hep birlikte Kerschen Steiner’in bir sözünü anımsayalım. “Bir insanı eğitimci yapan, ne pedagojik bilgisi ne de gerçek bilimidir. Sadece ve sadece insanlara olan sonsuz sevgileridir.” Ben de tüm benliğimle Kerschen STEINER’e katılıyorum.