Global Pencere

0
193

İş, siyaset ve ekonomi dünyasına yönelik olarak çıkan bu dergide sizlere bundan böyle her sayıda; ekonomi, dış politika, uluslararası ilişkiler, Avrupa Birliği, uluslararası ticaret gibi konularda makaleler yazacağım.

Yazılarımı; gündemi işgal eden konulardan, okuyucuyu aynı konularda rutine boğan meselelerden uzak yazmaya çalışacağım. Amacım “dünyaya global pencereden” bakabilmek. Çünkü çoğu zaman gündemin kaosundan, iç politik ve ideolojik çatışmalardan fırsat bulup, kendimize bakmayı unutuyoruz.

Dünyanın kodları artık değişiyor. Bundan dolayı dünyanın neresinde olduğumuzu, 21. yüzyılın ilk çeyreğine doğru giderken, küreselleşmeyi, küreselleşme içinde var olan bölgesel entegrasyonları, hızla büyüyen ve rekabet ettiğimiz yeni ülkeleri, dünyanın nereye gittiğini, bizim nereye gitmeye çalıştığımızı bilmek çok önemli.

Kimse global ekonomiden ve rekabetten kaçamaz. Akdeniz Havzası’nın en eski kültürlerin beşiği sayıldığı bu coğrafyada geri kalmaya, içimize kapanmaya hakkımız yok. Bölgesel güç olmanın gerektirdiği bütün birikimler elimizde varken, küçük hesaplar, ideolojik bölünmeler, ardışık siyasi ve ekonomik krizler yaşayarak bir yere varamayız.

Türkiye, bulunduğu bölgenin jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik konumunun gücünü bilmek zorundadır. Ayrıca bölgesindeki güç dengelerini iyi tahlil etmelidir. Sentez ülke modeli, ekonomik büyüme, toplumsal değişim gibi materyalleri “biçilen role göre” değil, kendi insiyatifi ile belirlemelidir.

Türkiye’nin insiyatif gücü; devlet geleneğinden, tarihsel birikimlerinden, kültüründen, ulusal kimlik zenginliğinden ve beşeriyetinden gelmektedir. Ancak bunu kullanma becerisi; demokrasiye, bireye güvenmeye, temel hak ve özgürlüklere, hukukun üstünlüğünü tanımaya ve uymaya dayanmaktadır.

İyi yönetim, hoşgörü, devlet çıkarının üstünlüğü ilkesi, devlet kurumlarında sıfır çatışma ve en önemlisi herkesin ortak paydasının “demokrasi” olduğu bir Türkiye’de eğitimden, sağlığa, kültüre ve gelir paylaşımına kadar geniş alanda sorunlar ortadan kalkacaktır.

Bu yolda ilerlemeye, dünyanın ilk on büyük ekonomisi arasına girmeye aday Türkiye, aynı zamanda, Avrupa Birliği’nin de tam üyeliğine aday ülkedir.

Her ne kadar bu adaylığın mazisi 52 yıl öncesine dayanıyor olsa bile, ekonomik ve siyasi entegrasyonun dünyada eşi olmayan bu birleşmenin bir parçası olmak, aynı zamanda eşsiz bir fırsatı da beraberinde getirecektir ve en önemlisi de Türkiye’nin son 300 yıllık rüyası olan “batılı olma” ülküsünü de nihayetlendirecektir.

Gelişmenin, büyümenin yanı sıra sosyal ve hukuki düzeyin artmasında Avrupa Birliği’den öğreneceğimiz çok şey vardır. İşte bu nedenledir ki Avrupa Birliği bize lazımdır. Avrupa Birliği, global ekonominin aktif aktörüdür. Aynı zamanda dünyada etkin siyasi bir güçtür. Sosyo-ekonomik ve sosyo-siyasi birikimi yararımızadır.

Bu yüzyıl içinde bizim bölgesel ve küresel güç olmamız elzemdir. Hamasetle Türkiye’nin önündeki sorunlar çözülmüyor. Türkiye için yapılması lazım gelen siyasi, ekonomik, hukuki ve sosyal değişimler zorlamadan yapılmıyor. Bu zorlayıcılığı da Avrupa Birliği yapıyor. Çoğu zaman haddini aşan söylemleri olsa da Avrupa Birliği’nin yaptırım gücü bizi itekliyor. Şöyle bir düşünün son 20 yılda yapılan bütün reformların arkasında ne vardı? Amaç neydi? Nerden nereye geldik?

İlerleme yolunda bazen aksamalar, karşı duruşlar olsa da esas olan yola çıkmayı bilmektedir. Yol her zaman düz olmaz. İniş-çıkışlarla da olsa küreselleşmeyi ve bunun içinde var olan bölgesel entegrasyonların bir parçası olmayı hedef olarak başarmalıyız.

Sevgili okuyucularım, makalelerimi yazarken sizin düşüncelerinizden, görüşlerinizden ve önerilerinizden de faydalanmak isterim. Lütfen bana her konuda yazın, yazılarımı eleştirin. Bu sayfayı birlikte zenginleştirelim.

Bir dahaki sayıda görüşmek dileğiyle