Sağlığı Devlet Politikalarından Ayıramazsınız

0
420
Circulogene Sağlık İcra ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Gökşin Özel

“Yeni Ekonomi Dergisi”nin Yönetim Kurulu Başkan yardımcısı Tülin Uçarer’in  Circulogene Sağlık İcra ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Gökşin Özel’le yaptığı röportaj sağlık sektöründe büyük yankı uyandıracak. İşte Röportajın ayrıntıları… 

Sağlığı Devlet Politikalarından Ayıramazsınız

Altını çizerek söylüyorum ki sağlığı devlet politikalarından ayıramazsınız.” Maliye, ulaştırma, milli eğitim, sanayi ve teknoloji politikalarıyla sağlık hep iç içedir. Doğru milli eğitim politikalarınız yoksa iyi doktoru nasıl yetiştireceksiniz? Kalkınmanızı yaparken sadece inşaat ve benzeri işlere değil, insanların sağlığını korumaya nasıl para ayırabileceklerini düşünerek hareket etmeniz lazım. İnsanlar, sadece devletin verebileceği sağlık hizmetlerinden faydalanmaya mahkum kalırlarsa, yüksek teknolojili hizmetleri, kişiye ve hedefe yönelik tedavileri alabilmeleri zorlaşır.

Sayın Özel öncelikle sizi tanıyarak sohbetimize başlayım. Dr. Gökşin Özel Kimdir? 

1966 Diyarbakır doğumluyum. Tüm tahsil hayatım Diyarbakır’da geçti. 1989’da Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Mezun olur olmaz, Mersin Tarsus’a bağlı Yenice beldesine atandım. 1991’de istifa ederek devlet memurluğuma son verdim ve Hollanda/İsveç sermayeli ‘Organon Teknika’ adlı firmada çalışmaya başlayıp on yıl boyunca ilaç ve diagnostik sanayinde görevler yaptım. Sonrasında kısa bir süre ‘Boston Scientific’ adlı firmada çalışarak tıbbi cihazlarla ilgilenmeye başladım. Arada üç sene kendi işimi kurarak sağlık sektöründen kopmadan ticareti deneyimledim. Devamında o günkü ismi ile Covidien, bugünkü ismi ile Medtronic’e girerek 12 yıl kadar görev yaptım. Bu firmada bölüm direktörlüğü ve genel müdürlük gibi üst düzey yöneticilik yaptım. Medtronic’ten 2017 yılında 104 ülkeden sorumlu “İş ve Pazarlar Geliştirme Kıdemli Direktörü” olarak emekli oldum.

Circulogene Sağlık A.Ş.’nin kuruluş hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?

Emekli olduktan sonra ‘Circulogene’ projesi önüme geldi. Türk ortaklarım ve Circulogene USA yöneticileri ile beraber projeyi her yönüyle 8-9 ay tartıştıktan sonra 2017 sonlarında Circulogene Sağlık A.Ş’yi kurduk. ‘Likit Biyopsi’ hala dünyada yepyeni bir kavram. Bu kavrama önce biz inanmak istedik. Likit Biyopsi realitesinin çalışmalarını, klinik araştırma sonuçlarını görmek istedik. Tabi ki bu projenin ticari koşullarını da Amerikalılarla tartışarak, Circulogene’in patent, isim, teknoloji ve sembol haklarının 30 sene süreyle sahibi olduk. %100’ü Türk sermayeli bir şirket olarak sadece Türkiye’de değil bütün Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’da da hak sahibiyiz.

Likit Biyopsi’nin dünyadaki yeri ne?

Likit Biyopsi, daha önce söylediğim gibi dünyada da yepyeni bir kavram. Ama bu konuda ciddi anlamda mesafe kat edildi. Bu konuda sayısı her gün hızla artan binlerce makale ve klinik araştırma var. Artık ispatlanmış bir konudan bahsediyoruz. Bugün kanser gibi komplike hastalıklarda “Kişiye Özel Tedavi” diye dünyada kabul edilen bir terminoloji var. Yani her hastanın kendine münhasır bir hikayesi ve tedavisi var. Ve o hikayeye yönelik tedaviyi yaptığınız anda, hastaya % 100’e yakın şifayı verebilirsiniz. Örneğin on tane mide kanseri hastasını yan yana oturtalım.  Onuna da farklı tedavi yöntemleri uygulanması ihtimali çok yüksektir. Hepsine ortak bir tedavi vererek yüksek oranda şifa beklemeniz gerçekçi değildir. Çünkü onların kanser olma sebepleri birbirinden farklıdır.

Kanser genetik bir hastalıktır. Her insanın vücudunda yaklaşık 25 bin gen var. Kanser, bu genlerin herhangi birinde veya birilerinde mutasyon (değişim) oluşmasına bağlı, kontrolsüz hücre çoğalması ile devam eden sürecin en son safhasıdır. Genlerde mutasyon, kontrolsüz hücre çoğalması safhası hepimizde de kısmi olarak olabilir. Ama önemli olan şu; böyle bir durum herkeste kanserle sonuçlanmaz. Çünkü bağışıklık sistemimiz, herhangi bir safhada o mutasyonları tamir edebilir. Demek ki bağışıklık sistemimizin kuvvetli olması çok önemli bir konu. Bağışıklık sistemimiz bir şekilde, dengesiz ve kötü beslenmeden, soluduğumuz kötü havadan, yetersiz egzersizden, stresten, zararlı ultraviyole ışınlarından, sigara ve buna benzer birçok sebepten dolayı hasar görebilir. Bu yüzden de kanser oluşabilir. Sadece kanser değil, herhangi bir hastalığa karşı bağışıklık sistemimizi en üst seviyede tutmamız gerekmektedir.

Stresten nasıl uzak duracaksınız diye hemen soracaksınız? Herkes yediklerinden nasıl emin olacak? Nasıl yeterince egzersiz yapacağız? Nüfusun genci ve yaşlısı neredeyse yüzde 50’si sigara içiyor. Evet sorun da bu anlattıklarımda. Bunlardan biri veya birkaçı engellenemiyorsa sonuç maalesef kaçınılmazdır.

Resmi istatistiklere göre her sene 200.000’e yakın insanımız kansere yakalanıyor. Bir de eskiden tanı almış, tedavi görmekte olan vakalar var. Yani neredeyse bir milyona yakın kanser vakası var ülkemizde.

Likit Biyopsi testleri nedir? Bu konuda bizi aydınlatabilir misiniz?

Bugün tümörü radyolojik olarak tespit ettiğiniz andan itibaren kanser teşhisi başlıyor. Bulunduğu organa göre tümöre ulaşabilirseniz doku biyopsisi yapıp kanserin tiplemesi yapılır. Örneğin; ‘4. Evre Akciğer Kanseri’, şu tip hücresi ve şöyle özellikleri var diye kanser tespit edilir. Yeterli mi tedavi için bu yapılanlar? Az önce bahsettiğim “kişiye özel tedavi” bağlamında maalesef değil. Bugün moleküler genetik profilleme denen bir uygulama var. İşte bunlar ‘Likit Biyopsi’ ile başlıyor.

Likit Biyopsi’de hastadan kanı alıyorsunuz, o kanla laboratuarınız hangi genlerde, hangi mutasyonların olduğunu söylüyor. Doktorlar da bu sonuçlara göre hastayı tedavi etmeye çalışıyor. Tedavi ederken ilaç tarafına dönerek, şu mutasyonu tedavi eden dünyada kabul edilmiş ilaç var mı diye bakıyorsunuz. O ilaç varsa, hastaya veriyorsunuz. Kısaca bütün olay bu!

“Kişiye özel tedavi” dediğimiz şey hedefe yönelik tedavi etmek, nokta atışı yapmak demektir. Hedefe yönelik tedavide kullanılan ilaçlar derken kemoterapi’den bahsetmiyorum. Kemoterapi, kanser hücresinin yanında sağlıklı hücreyi de öldürmektedir. Bugün kemoterapi’nin olmazsa olmaz yerleri halen var. Kemoterapi niye veriliyor denmesi son derece sakıncalıdır ama “kişiye özel tedavi” terminolojisi sonrasında görüyoruz ki her vakaya da uygulayalım demek de doğru değildir. Likit Biyopsi sonuçlarına göre kemoterapi gerekliyse tabi ki uygulanacaktır. Bu yüzden “kişiye özel tedavi” yöntemi çok önemlidir.

Devlet ile özel sektör el ele verirse, kanser hastalığını yenmek mümkün hale mi gelir?

Likit Biyopsi yönteminin dünya ülkelerinde neden çok hızlı büyümediğinin cevabı bunun altında yatıyor. Likit Biyopsi’nin birçok paneli var. Bugün Likit Biyopsinin genel panelinin hastaya maliyeti yaklaşık 4.000 dolar civarındadır. Bir milyon kanser hastasını bırakın, her sene ortaya çıkan yaklaşık 200 bin vakanın yarısına Likit Biyopsi yaptırırsanız 400 milyon dolar sadece test maliyeti çıkar. Bunun esas maliyeti daha sonra ilaçla birlikte geliyor. Çünkü siz buna ilaç maliyetlerini eklediğiniz zaman harcama korkunç boyutlara ulaşıyor. Bugün bazı kanser ilaçlarının aylık kutuları bile en düşük 15 bin lira dolayında ve iki yıla varan tedavi süreçleri var. Devletin resmi verilerine göre 2019 yılının beklenen tüm sağlık harcaması 200 milyar liraya yakın olacak. Her sene çıkan kanser vakalarının tedavisi için devlet para harcasa bu rakam neredeyse ikiye katlanacaktır. Bu rakamı devlet şu an karşılayabilecek durumda değil. Ama olabilir mi? Evet, olabilir.

Sayın Özel, bu nasıl olacak? Bizleri aydınlatabilir misiniz?

Sağlık sisteminin yönetilebilirliği. Devlet öyle bir sistem hazırlamalı ki, tüm hastalar fiyattan bağımsız o sistemin içerisinde tedavi görmeli. Türkiye’de sağlık hizmetlerinin kalitesi çok kötü değil ama kesinlikle eksikliklerimiz var. Peki, sorun ne? Çok güzel gelişmeler olmasına rağmen, yapılan temele katılan harç ve demir maalesef o devamlılığı sürdürülebilecek harç ve demir değil. Sağlık hizmetleri kalitesinin yükselerek devam edilebilmesi için, sürdürülebilir bir politikanızın olması lazım.

“Türkiye Küba’dan daha sosyal bir devlet” demiştim. Sağlık harcamalarımızın yüzde 80’ini devlet karşılıyor. Gelişmiş ülkelerde böyle bir ortam yok. İngiltere’de, Amerika’da, İsviçre’de, Japonya’da ve birçok gelişmiş ülkede devlet, sağlık harcamalarının yüzde 50’sini ya da daha azını karşılar. Devlet der ki “Ey vatandaşım, yarın ileri teknolojili sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için, bugün cebinden pay ayırıp buna yatırım yapmalısın. Ben devlet olarak sana asgari düzeyde sağlık hizmeti her zaman vereceğim ama özel sağlık poliçen de olmalı.” Bizde böyle bir şey var mı? Yok. Bugün Türkiye’de özel sağlık poliçesi olan kişi sayısı 2 milyondur. Bu rakamın içerisinde çocuk, eşler ve bebekler de dahildir. Bugün 350 milyon nüfuslu A.B.D.’nin yüzde 70-80’inde özel sağlık sigorta poliçesi vardır. Eğer bizim insanlarımız da özel sağlık sigorta poliçelerini yapabilselerdi, ihtiyaç duyduklarında hedefe yönelik tedavi yöntemlerini maliyet endişesi olmadan kullanabilirlerdi. Bugün devlet diyor ki; “Şunları öderim, şunları ödemem.” Sınırlarını koyuyor. Onun dışında ödemiyor. Daha doğrusu ödeyemiyor. Devlet’in de kaynağı sınırlı.

Buraya kadar güzel lakin 8 milyon küsur insan asgari ücretle çalışırken, 10-12 milyon insan birkaç bin lira emekli maaşıyla yaşamaya çalışırken, insanlar kredi kartı borçlarını ödeyemezken, % 15’e yakın işsizlik varken bu ortamda nasıl özel sağlık poliçesi yapsınlar?

Sağlığı devlet politikalarından ayıramazsınız.” Maliye, ulaştırma, milli eğitim, sanayi ve teknoloji politikalarıyla sağlık hep iç içedir. Doğru milli eğitim politikalarınız yoksa iyi doktoru nasıl yetiştireceksiniz? Kalkınmanızı yaparken sadece inşaat ve benzeri işlere değil, insanların sağlığını korumaya nasıl para ayırabileceklerini düşünerek hareket etmeniz lazım. İnsanlar, sadece devletin verebileceği sağlık hizmetlerinden faydalanmaya mahkum kalırlarsa, yüksek teknolojili hizmetleri, kişiye ve hedefe yönelik tedavileri alabilmeleri zorlaşır.

Türkiye’de sıkça konuşulur, yeterli doktorumuz yok diye. Gerçekten doktor sayımız yetersiz mi?

TUİK rakamlarına göre kişi başı yıllık poliklinik sayımız dokuzdur. Bu düşük değil, biraz yüksek gibi dursa da çok normal bir sayı. 82 milyonla çarpın yılda 700 milyon vizite sayımız var. Bunu yapan 130-140 bin tane doktorumuz var. Hekim sayısı bugün Türkiye’de yeterlidir. Esas sorunumuz, yardımcı sağlık personelinde var. Mesela, Türkiye hemşire açığı olan bir ülkedir. Ayrıca sağlığın idari kısmında kalifiye, işini bilen, deneyimli ve profesyonel yöneticilerimiz eksiktir. Bu işleri, buna yönelik eğitim almamış hekimlere yaptırmaya çalışıyoruz. İhale yap, satın almayı yönet, hastanenin bütçesini yönet gibi yükler bindiriyoruz. O hekimi yıllarca ne için yetiştirdiniz? Doktorluk yapsın diye. 24 sene o işler için okumadı ki. Hekimi idari işlere yönlendirdiğiniz zaman onun hekimlik yapma zamanından da alıyorsunuz. Bunlara dikkat etmek lazım.

Bugün sağlıkta en büyük sorunlardan bir tanesi de israftır. İsraf, sadece satın aldığınız ürünün doğru bir şekilde tüketime sokulamaması, çoğunun kullanım tarihinin geçmesi, çöpe atılması veya depolarda çürütülmesinden ibaret değildir. Operasyonel planlama ve uygulama hataları, suistimal ve verimsizlik de önemli israf kalemleridir. Ve, bunların hepsi milli servettir. Ben sağlıkta maalesef ciddi bir israf olduğu görüşü ve inancındayım.

Sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 80’i operasyon gideridir. Yani bunlar personel maaşları, boya-badana, elektrik, temizlik, su, yakıt, gıda gereksinmesi gibi harcamalardır. Bir işletmenin kendi kendine yetmesi için gereken her şeydir. Kalan yüzde 20’nin yaklaşık yüzde 15’i ilaçtır. Kalan yüzde 5’inin içinde de tıbbi cihazları sayabiliriz.

Son zamanlarda şehir hastaneleri tartışmaları oldukça fazla yapılıyor. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Sağlık bakanımız, geçenlerde Şehir hastaneleri için yıllık 25 milyar gibi bir para ödeneceğini söyledi. Şimdi bu para yapılan operasyon yüküne ek bir maliyet mi getiriyor acaba diye düşünüyorum. Sonuçta sürdürülebilir ve kaliteli bir iyileştirme getirecekseniz, 25 milyarın büyük önemi olmayabilir. Ama dedim ya sağlıkta profesyonel yönetici açığımız var. Şehir hastanelerini söylediğim çerçevede başarılı yönetebilecek miyiz? İnsanlarımız her gün gelişen ve daha fazla iyileşen sağlık hizmeti bekler. Eğer sürdürülebilir politikalarınızla bu satranç oyununu doğru oynamazsanız, sonuç çok üzücü olabilir.